E-ticaret platformları, dijital pazarlarda tüketiciler, satıcılar, kamu otoriteleri ve uluslararası pazarlar arasında önemli bir bağlantı noktası oluşturuyor. Binlerce satıcının ve milyonlarca ürün ilanının yer aldığı bu ekosistemde ürün güvenliği; yalnızca mevzuata uyum başlığı değil, tüketici güvenini, pazarın sürdürülebilir büyümesini, rekabet gücünü ve sınır ötesi ticaret kapasitesini doğrudan etkileyen stratejik bir konu haline geliyor.
Bu röportajda, TOBB E-Ticaret Meclisi Başkanı ve Trendyol İcra Kurulu Üyesi Ozan Acar ile özel sektör perspektifinden e-ticarette ürün güvenliğini ele aldık. Görüşmede; platformların dijital şeffaflık ve bilgi akışı sağlamadaki rolü, satıcıların ürün güvenliği sorumlulukları, kamu-özel sektör istişare mekanizmalarının önemi, GPSR ve DSA gibi AB düzenlemelerine uyum süreci ve Türkiye’nin sınır ötesi e-ticarette güvenilir bir aktör olarak konumlanması öne çıktı.
Öncelikle, e-ticaret ekosistemi içerisindeki rolünüzü ve TOBB E-Ticaret Meclisi Başkanı ile Trendyol İcra Kurulu Üyesi olarak sorumluluklarınızı kısaca anlatabilir misiniz?
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye E-Ticaret Meclisi, kanunla kurulmuş bir yapı. Sektörün önde gelen firmaları ile ilgili kamu kurumlarını bir araya getirerek kamu-özel sektör istişare mekanizmasının etkin çalışmasına zemin hazırlıyor. Meclisimiz aslında çok eski değil, 2016 yılında ülkemizin dijitalleşmenin sunduğu fırsatlardan azami ölçüde faydalanmasını sağlayacak politika önerileri geliştirmek amacıyla kuruldu. Bu çerçevede, kamu ile özel sektör arasında etkin bir diyalog ve koordinasyon mekanizması oluşturarak, sektördeki ihtiyaçların doğru şekilde aktarılmasını ve politika süreçlerine katkı sunmayı hedefliyoruz.
Diğer tarafta, Trendyol, e-ticaret sektörünün öncü şirketlerinden biri olarak özellikle mikro ihracatın ölçeklenmesinde önemli bir rol üstleniyor. Son dönemde yapılan yatırımlar, satıcıların uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırarak e-ticaretin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlıyor. Her iki şapkamla da ortak odak, sektörü büyütecek ve ekosistemi güçlendirecek adımları hayata geçirmek. Geleneksel ticaretten farklı olarak e-ticaretin, daha kapsayıcı ve ülke geneline yayılmış bir yapı sunduğunu biliyoruz. Türkiye’nin 81 iline yayılan satıcı ekosisteminin büyütülmesi ve yerel ekonomilerin güçlendirilmesi, sektör olarak en önemli önceliklerimiz arasında yer alıyor.
Bir e-ticaret platformu yönetim kurulu perspektifinden, ürün güvenliği e-ticarette güvenin tesis edilmesi ve sektörün sürdürülebilirliği açısından neden kritik bir konudur?
Ürün güvenliğinin aslında tüketicilerin e-ticarete duyduğu güvenin temel belirleyicilerinden biri. E-ticaret siteleri, tüketicinin ürünün güvenliğinden veya kalitesinden emin olmadığı durumlarda ürünü kolaylıkla iade edebilme imkânı sunarak güvenli bir alışverişe zemin hazırlıyor. Türkiye’deki mesafeli satış sözleşmeleri kapsamında tüketicilere tanınan 14 günlük koşulsuz iade hakkı, hijyen riski barındıran sınırlı istisnalar dışında, bu güven mekanizmasının temelini oluşturuyor. Bu hak, müşteriye ürünü deneyimleme ve memnun kalmaması halinde bir risk üstlenmeden iade edebilme imkânına sahip olur, bu da e-ticarete duyulan güveni doğrudan güçlendiriyor.
Dolayısıyla e-ticaret platformları, yalnızca mevzuat gereklilikleri nedeniyle değil, ticaretin doğası gereği de belirli bir kalite ve güvenlik standardını sağlamakla yükümlü. E-ticaretin hızlı büyümesinin arkasında da hem sunulan ürünlerin genel olarak güvenilir olması hem de müşterilerin bu ürünleri denetleyebilme ve bu doğrultuda iade edebilme imkânına sahip olması yatıyor. Bu iki unsur birlikte, zaman içinde tüketici nezdinde güçlü ve sürdürülebilir bir güven zemini oluşmasına katkı sağlıyor.
Öte yandan, gelişen regülasyonlarla birlikte satıcılara yönelik yükümlülüklerin de önemli ölçüde arttığını söyleyebiliriz. Artık sadece ürünün güvenli ve kaliteli olması yeterli değildir. Bu güvenliğin aynı zamanda belgelendirilmesi ve ispat edilebilir olması da bekleniyor. Türkiye’de geleneksel perakendede piyasaya arz edilen ürünlerin belgelendirilmiş olması, bu disiplinin e-ticarete de yansımasını sağlıyor. Bu da Türkiye’nin üretim ve ticaret altyapısının yüksek ölçüde regüle edildiğini ve standartlara güçlü bir uyum gösterdiğini ortaya koyuyor. Satıcıların ürün güvenliğine yönelik gereklilikleri şeffaf ve doğrulanabilir şekilde yerine getirmeleri ve uyum seviyelerini yükseltmeleri, hem e-ticarete olan güveni pekiştirecek hem de pazarın uzun vadeli sürdürülebilirliğine doğrudan katkı sağlayacaktır.
Dijital pazaryerlerinin ölçeği dikkate alındığında, e-ticaret platformları binlerce satıcı ve ürün ilanı arasında ürün güvenliğinin izlenmesi ve kontrol edilmesi konusunda hangi temel zorluklarla karşılaşmaktadır?
E-ticaret platformlarının ürün güvenliğini izleme ve kontrol etme konusunda karşılaştığı en temel zorluk, ürünlerin satıcılar tarafından paketlenip doğrudan tüketiciye sevk edilmesidir diyebiliriz. Platformlar bu süreci planlayan ve gerektiğinde organize eden bir yapı sunsa da fiziksel olarak ürünün hazırlanması ve gönderimi satıcı tarafından gerçekleştiriliyor. Bu nedenle, önemli bir ölçeğe ulaşan ekosistemde, milyarlarca paketin her birinin sipariş anından itibaren platform tarafından tek tek fiziksel olarak kontrol edilmesi fiilen mümkün değildir.
Nitekim mevzuatın da tasarlanma sürecinde bu teknik gerçekliğin dikkate alındığını görüyoruz. E-ticaretin ve pazar yeri modelinin doğası gereği, platformların fiziksel ürün üzerinde doğrudan bir kontrol mekanizması kurması beklenmeden sorumluluk dağılımının yapılması kritik önem taşıyor.
Burada platformların rolünü, fiziksel denetimden ziyade dijital şeffaflığı ve bilgi akışını sağlamak şeklinde açıklayabiliriz. Ürün detay sayfalarında tıpkı fiziksel bir mağazada ürünün üzerinde yer alan bilgiler gibi, ürünle ilgili tüm temel bilgilerin ve izlenebilirlik verilerinin sunulmasına imkân sağlandığını görmekteyiz. Aynı şekilde, müşterilerin doğrudan satıcıya ulaşabilmesine imkân tanıyan satıcı bilgileri de şeffaf şekilde paylaşılıyor. Pazar yeri dışındaki e-ticaret oyuncularının da benzer şekilde tasarlanan süreçleri kendi işleyişlerinde yansıttığını görüyoruz. Bunun ötesinde, satışın platform üzerinden gerçekleşmesi sebebiyle, güvene ilişkin risklerin yönetiminde de pazar yerleri aktif rol alıyor. Ürün geri çağırma süreçleri, satıcıların bilgilendirilmesi ve müşterilerle iletişim gibi alanlarda gerekli arayüzleri ve operasyonel mekanizmaları kurarak, olası risklere hızlı ve etkili şekilde müdahale edilmesini sağlıyorlar.
Ürün güvenliği ve izlenebilirliğinin sağlanması, satıcının operasyonel yetkinliği ile platformun sunduğu teknolojik altyapının ortak bir çıktısı. Satıcı ise ürünle olan doğrudan fiziksel bağı vesilesiyle bu sürecin temel yürütücüsü olarak ürünün güvenliğini sağlama ve izlenebilirliğini temin etme sorumluluğunu taşıyor. Hem platformlarda hem de kendi e-ticaret sitelerinde bu sorumluluklara uygun süreçler tasarlıyor. Platform ise tüketicinin bu izlenebilirliği sağlayabilmesi için gerekli bilgi ve araçları sunuyor.
Gerekli bilgilerin sağlanmadığı veya mevzuata uyumsuzluk tespit edilen durumlarda platformların müdahale etme imkânı bulunuyor. Bununla birlikte, pazar yeri modelinin doğası gereği fiziksel ürünlerin hazırlanması, doğruluğu ve birebir izlenebilirliğinin sağlanması temel olarak satıcıların sorumluluk alanında yer alıyor. Bu ayrımın net şekilde ortaya konulması hem regülasyonların doğru uygulanması hem de sektörün sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyor.
Bu çerçevede, e-ticaret platformları, kamu kuruluşları ve satıcılar arasındaki iş birliği çevrim içi ortamda ürün güvenliğinin sağlanması açısından neden önemlidir? Bu iş birliği nasıl geliştirilebilir?
E-ticaret platformları, kamu kuruluşları ve satıcılar arasındaki iş birliği, çevrim içi ortamda ürün güvenliğinin etkin şekilde sağlanabilmesi açısından son derece kritik. Çünkü ürün güvenliği yalnızca tek bir aktörün sorumluluğuyla yönetilebilecek bir alandan ziyade değer zincirinin farklı aşamalarında paylaşılan bir sorumluluk yapısını zorunlu kılıyor. Platformlar izleme ve müdahale mekanizmalarıyla sürece katkı sağlarken, kamu otoriteleri düzenleyici çerçeveyi oluşturarak denetim standartlarını belirliyor. Satıcılar ise ürünün üretim, beyan ve uygunluk süreçlerinden doğrudan sorumlu tutuluyor. Bu üçlü yapının koordineli çalışması hem tüketici güveninin korunması hem de piyasada adil rekabetin sağlanması açısından büyük önem taşıyor.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye E-Ticaret Meclisimizin ürün güvenliği mevzuatları konusunda kamu ile yakın iş birliği içerisinde çalışması, e-ticarette ürün güvenliğinin daha etkin ve uygulanabilir bir çerçevede ele alınmasına zemin hazırladığını söylemek mümkün. Söz konusu istişare mekanizmamızın önümüzdeki dönemde daha da derinleştirilmesi ise hem mevzuatların sahadaki uygulanabilirliğini artıracak hem de sektörün genel uyum kapasitesine ve kurumsal işleyişine kayda değer katkı sağlayacaktır.
Genel Ürün Güvenliği Tüzüğü (GPSR) ve Dijital Hizmetler Yasası (DSA) kapsamında getirilen yeni yükümlülükleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu düzenlemelerle birlikte platformların ürün güvenliği konusundaki sorumluluklarının artacağını düşünüyor musunuz?
Genel Ürün Güvenliği Tüzüğü ve Dijital Hizmetler Yasası’nı, Avrupa Birliği’ndeki regülasyon eğilimleri doğrultusunda uzun süredir yakından takip ediyoruz. Bunun iki temel nedeni var. Birincisi, sektör olarak sınır ötesi e-ticaret faaliyetleri yürütüyor ve Avrupa Birliği pazarına aktif şekilde satış yapıyoruz. İkincisi ise, bu düzenlemelerin Avrupa Birliği müktesebatı çerçevesinde zaman içinde Türkiye’de de benzer şekilde hayata geçirilerek iç pazara yansımasının muhtemel olmasıdır. Bu nedenle, hem ürünlerimizin GPSR kapsamında uyumluluğunu sağlamak hem de platform olarak DSA çerçevesindeki yükümlülüklere uyum yaklaşımını benimsemek, operasyonlarımızın önemli ve ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda.
Söz konusu müktesebat gereği Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren Genel Ürün Güvenliği Tüzüğü’nün çok kısa bir süre içinde Türkiye’de de uyumlaştırılarak EPGD çerçevesinde entegre edildiğini görüyoruz. Bu süreçte sektörümüz gerekli teknik altyapıları hızlı bir şekilde geliştirerek uyum sürecine adapte oldu. Bugün itibariyle ülkemizdeki pazar yerlerinin bu regülasyonlara yüksek ölçüde uyum sağladığını söylemek mümkün. Bu başarıda yalnızca pazar yerlerinin uyum kapasitesi değil; satıcıların gerekli ürün bilgilerini eksiksiz sunabilmesi ve tedarik zincirini doğru yönetmesi de belirleyici bir rol oynamıştır.
Platformların sorumlulukları açısından değerlendirdiğimizde ise, GPSR kapsamında ürünlere ilişkin gerekli bilgi alanlarının oluşturulması, bu bilgilerin sistematik şekilde toplanması ve belirli ölçüde kontrol edilmesi gibi yükümlülükleri yerine getiriyoruz. DSA ise bu çerçeveyi daha da genişleterek, platformlara yönelik şeffaflık, izlenebilirlik ve risk yönetimi yükümlülüklerini güçlendiriyor. Bu anlamda iki düzenlemenin birbirini tamamlayan ve pekiştiren bir yapı oluşturduğunu düşünüyoruz.
Her ne kadar Türkiye’de Dijital Hizmetler Yasası henüz Avrupa Birliği’ndeki haliyle doğrudan yürürlüğe girmemiş olsa da, platform uygulamalarını mümkün olduğunca bu standartlarla uyumlu şekilde yürütmeye özen gösteriyoruz. Bu yaklaşım hem uluslararası operasyonlarımızda yeknesaklık sağlamak hem de gelecekteki regülasyonlara hazırlıklı olmak açısından önemli bir tercih.
Sonuç olarak, söz konusu düzenlemeleri son derece olumlu değerlendiriyoruz. Türkiye’nin ihracat pazarlarındaki rekabet gücünü artırması ve Gümrük Birliği çerçevesinde Avrupa Birliği ile uyumunu güçlendirmesi açısından, başta GPSR ve DSA olmak üzere ilgili regülasyonlara tam uyum sağlamanın büyük önem taşıdığına inanıyor; süreçlerimizi de bu doğrultuda şekillendiriyoruz. Özellikle ürün güvenliği ve sürdürülebilirlik alanlarında, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve regülasyonlara uyum kapasitesi sayesinde önemli bir hazırlık seviyesine sahip olduğunu söylemek mümkün. E-ticarette ürün güvenliği standartlarının yükselmesi ve tüketici güveninin daha da pekişmesiyle birlikte, sektörün önümüzdeki dönemde daha sürdürülebilir ve sağlıklı bir büyüme sergileyeceğini değerlendiriyoruz.
AB piyasasında faaliyette bulunan bir e-platformun İcra Kurulu Üyesi olarak, AB’deki düzenleyici gelişmeler ışığında e-ticaret platformlarının ve e-ticaret sektörünün yakın gelecekte karşılaşabileceği başlıca konular veya zorluklar neler olacaktır?
Avrupa Birliği’nin temel yapı taşlarından biri Gümrük Birliği’dir. Sanayi mallarının üye ülkeler arasında serbest dolaşımı, Birliğin ekonomik kalkınmasına ve tüketici refahının artmasına önemli katkı sağlamaya devam ediyor. Ürün güvenliği ve tüketicinin korunmasına ilişkin ortak standartlara sahip ülkeler arasında ticaretin, gümrük duvarları veya teknik engellerle karşılaşmaması yönündeki yaklaşımın korunması ise büyük önem taşıyor.
Türkiye’nin sanayileşme ve kalkınma sürecinde Gümrük Birliği belirleyici bir rol oynamıştır. Bugün Türkiye, birçok sanayi ürününde Avrupa’nın önde gelen üreticileri arasında yer almaya devam ediyor. Aynı şekilde, geniş iç pazarı sayesinde Türkiye, pek çok Avrupalı şirket için stratejik öneme sahip bir ticaret ortağı konumunda.
Gümrük Birliği ekseninde gelişen bu dengeli ve karşılıklı fayda üreten ticari yapının, sınır ötesi e-ticaret alanında da sürdürülmesi gerekiyor. Perakende e-ticarete konu olan ürünler de esasen sanayi mallarıdır. Bu nedenle, sanayi mallarının serbest dolaşımı ilkesinin sınır ötesi e-ticarette de geçerli olmaya devam etmesi kritik önem taşıyor.
Son dönemde sınır ötesi e-ticaret özelinde gündeme gelen Avrupa Birliği Gümrük Reformu ve bazı üye ülkelerin tek taraflı uygulamalarının, Gümrük Birliği’nin temel felsefesiyle tam olarak örtüşmediğini değerlendiriyoruz. Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamında yer aldığı AB üyesi ülkelerle sınır ötesi e-ticareti serbest ve kesintisiz şekilde sürdürebilmesi en temel beklentimiz olarak öne çıkıyor.
Son olarak, dijital ticarette ürün güvenliğinin geleceğine ilişkin eklemek istediğiniz bir husus var mı?
Dijital ticarette ürün güvenliğinin geleceğine baktığımızda, bu alanın klasik anlamda “uyum” başlığının ötesine geçerek, doğrudan rekabet avantajı yaratan stratejik bir unsura dönüştüğünü söyleyebiliriz. Önümüzdeki dönemde ürün güvenliği yalnızca regülasyonlara uyum sağlamakla sınırlı kalmayacak; aynı zamanda tüketici güvenini kazanmanın, marka değerini artırmanın ve sınır ötesi ticarette sürdürülebilir büyümenin temel belirleyicilerinden biri haline gelecek. Özellikle GPSR ve DSA gibi düzenlemelerle birlikte, platformların ve satıcıların sorumluluk alanları daha net tanımlanırken, bu sorumlulukların fiilen nasıl yerine getirildiği de daha yakından izlenmeye başlanacak.
Sonuç olarak, dijital ticarette ürün güvenliğinin geleceği; daha şeffaf, daha veri odaklı ve daha entegre bir ekosisteme işaret ediyor. Bu yeni dönemde fark yaratacak olanlar ise yalnızca kurallara uyanlar değil, güveni proaktif şekilde yöneten ve bunu rekabet avantajına dönüştürebilen oyuncular olacaktır. Türkiye de güçlü özel sektörü, platformları ve kurumsal altyapısıyla AB’deki regülasyonlara uyum sağlayabilecek ve dahası AB’deki regülasyonların şekillenmesine katkı verecek yetkinlikte bir ülke olarak önümüzdeki dönemde önemli bir rol üstlenecektir.
Platform Ekonomisinde Ürün Güvenliği ve Rekabet Avantajı
Ozan Acar’ın değerlendirmeleri, e-ticarette ürün güvenliğinin platformlar açısından yalnızca düzenleyici bir yükümlülük olmadığını; tüketici güvenini güçlendiren, satıcı ekosistemini olgunlaştıran ve uluslararası pazarlarda rekabet avantajı yaratan bir alan olduğunu ortaya koyuyor. Platformların fiziksel ürünleri tek tek kontrol etmesinin mümkün olmadığı bir yapıda, dijital şeffaflık, ürün bilgi alanlarının doğru tasarlanması, satıcı bilgilerinin görünür olması, geri çağırma ve şikâyet süreçlerinin etkin işlemesi büyük önem taşıyor.
E-Ticarette Ürün Güvenliği için Teknik Destek Projesi’nin hedeflediği daha veri odaklı, koordineli ve teknolojik olarak güçlendirilmiş ürün güvenliği sistemi, özel sektörün uyum kapasitesiyle birlikte değerlendirildiğinde daha etkili sonuçlar üretebilir. TOBB E-Ticaret Meclisi gibi kamu-özel sektör diyalog mekanizmaları ve platformların teknik altyapıları, mevzuatın sahadaki uygulanabilirliğini güçlendiren önemli unsurlar olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde ürün güvenliğinde fark yaratacak aktörler, yalnızca kurallara uyum sağlayanlar değil; güveni proaktif biçimde yöneten, şeffaflığı artıran ve bu yaklaşımı sürdürülebilir büyümenin parçası haline getiren platformlar olacaktır.