Röportajlar

Paydaş Görüşlerinden Ortak Bir Yol Haritasına: E-Ticarette Ürün Güvenliğinin Geleceği

Selin Aykent
E-Ticarette Ürün Güvenliği için Teknik Destek Projesi, Ürün Güvenliği ve PGD Uzmanı

E-ticarette ürün güvenliği, dijital pazarların hızlı gelişimiyle birlikte yalnızca kamu otoritelerinin denetim kapasitesiyle değil; özel sektörün uyum gücü, platformların teknik altyapısı, sivil toplumun sahadan taşıdığı bilgiler, uygunluk değerlendirme kuruluşlarının teknik birikimi, perakende sektörünün uygulama deneyimi ve akademi-hukuk alanının düzenleyici perspektifiyle birlikte ele alınması gereken çok boyutlu bir konu haline geliyor.

E-Ticarette Ürün Güvenliği için Teknik Destek Projesi kapsamında gerçekleştirilen röportaj serisi, bu çok paydaşlı yapının farklı yönlerini görünür kılmak ve dijital pazarlarda ürün güvenliği sisteminin nasıl güçlendirilebileceğine ilişkin ortak bir çerçeve oluşturmak amacıyla hazırlandı. Kamu, özel sektör, sivil toplum, perakende, uygunluk değerlendirme ve akademi-hukuk alanlarından temsilcilerin görüşleri; mevzuat uyumu, izlenebilirlik, veri paylaşımı, platform sorumlulukları, tüketici farkındalığı ve yapay zekâ destekli denetim araçları gibi başlıklarda önemli bir değerlendirme zemini sundu.

Bu yazıda, AB teknik mevzuatı, ürün güvenliği, kalite altyapısı, uygunluk değerlendirmesi ve piyasa gözetimi ve denetimi alanlarında uzun yıllara dayanan deneyime sahip uzmanımız Selin Aykent röportaj serisinden çıkan ortak mesajları proje hedefleriyle birlikte değerlendiriyor.

 

  1. Öncelikle kendinizi tanıtıp, e-ticarette ürün güvenliği, piyasa gözetimi ve denetimi, dijital pazarlar veya AB teknik mevzuatı alanındaki deneyiminizi kısaca paylaşabilir misiniz?

Aslında kariyerimin başından itibaren AB teknik mevzuatına uyum, ürün güvenliği, kalite altyapısı ve bu altyapının önemli ayaklarından olan uygunluk değerlendirmesi ile piyasa gözetimi ve denetimi alanlarında çalışıyorum. O zamanki Dış Ticaret Müsteşarlığına (şimdiki Ticaret Bakanlığı) girdiğim ilk günden bu yana odağım hep AB ile uyum süreci ve bu çerçevenin Türkiye’de nasıl hayata geçirileceği oldu. 2001 yılında oluşturulan ve devamında düzenli güçlendirilen ürün güvenliği sistemi ve kalite altyapısının geliştirilmesi sürecinde doğrudan yer aldım. Bu süreçte gerek mevzuat hazırlıkları ve politika geliştirilmesi, gerekse uygulamaya yönelik mekanizmaların kurulması tarafında çeşitli pozisyonlarda aktif olarak görev yürüttüm. Aynı zamanda kamu kurumları, özel sektör temsilcileri ve tüketici örgütleri başta olmak üzere birçok paydaşla ürün güvenliği alanında yakın iş birliği içinde çalıştım.

2015–2019 yılları arasında Brüksel’de AB Nezdinde Türkiye Daimî Temsilciliği’nde Ticaret Müşaviri olarak görev yaptığım dönemde de AB kurumlarındaki muhataplarımızla temaslarda bu teknik altyapıya yeni boyutlar ekleme fırsatım oldu. AB’de mevzuatın ve politikaların nasıl şekillendiğini yerinde takip ederek, AB’nin dijital politikalar, sürdürülebilirlik ve çevre alanlarında giderek daha fazla ürün mevzuatıyla kesişen alanlardaki çalışmalarının şekillenişine şahit oldum. Bu dönemde ayrıca, Gümrük Birliği kapsamında ticaret konusunda yürütülen tüm çalışmalarda yer alma ve ülkemiz görüş ve değerlendirmelerinin muhataplarımıza aktarılmasında aktif olarak görev yaptım.  Yani ürün güvenliği benim için kariyerimin başından beri ana eksen olmakla birlikte dış tayinde edindiğim bilgi ve deneyimlerle bu alanın etrafında gelişen yeni politika başlıklarını da sürece entegre ederek ilerleme fırsatı bulmuş oldum.

2023 Ekim itibarıyla kamu görevimden ayrılmakla birlikte bu alandaki çalışmalarımı kesintisiz şekilde sürdürdüm. Bakanlıkla yollarımız, hâlihazırda yürüttüğümüz teknik yardım projesi kapsamında yeniden kesişti. Bu projenin yanı sıra, ülkemizin farklı kamu kuruluşları ile özel sektör temsilciliklerinin faydalanıcısı olduğu projelere danışmanlık çalışmaları aracılığıyla Türkiye’nin AB’ye uyum sürecine katkı sağlamaya devam ediyorum.

Şu anda yürüttüğümüz proje de bu sürecin daha somut ve uygulamaya dönük bir devamı niteliğinde. Bu kapsamda, e-ticarette ürün güvenliği denetimlerinin nasıl dijital araçlarla desteklenebileceği, risk esaslı analizlerin nasıl kurgulanabileceği, platformlar ile kamu kuruluşları arasında nasıl bir iş birliği modeli kurulabileceği gibi konular üzerinde çalışıyorum. Aynı zamanda satıcı yükümlülüklerinin daha işlevsel hale getirilmesi, yani mevzuatın sahada nasıl uygulanabilir kılınacağı da önemli bir odak alanım.

Dolayısıyla benim için bu alan tek bir projeyle sınırlı değil; uzun yıllara yayılan, sürekli gelişen ve AB’deki dönüşümlerle birlikte şekillenen bir çalışma alanı. Bugün e-ticarette ürün güvenliği odağında yaptığım çalışmalar da aslında bu birikimin doğal bir devamı.

 

  1. E-Ticarette Ürün Güvenliği için Teknik Destek Projesi kapsamında; kamu, özel sektör, sivil toplum, perakende, uygunluk değerlendirme ve akademi-hukuk alanlarından temsilcilerle bir röportaj serisi gerçekleştirildi. Sizce bu farklı perspektiflerin bir araya getirilmesi, e-ticarette ürün güvenliği alanındaki dönüşümü anlamak açısından nasıl bir katkı sunuyor?

Öncelikle, proje ekibi olarak böyle bir röportaj serisini hayata geçirmiş olmaktan büyük memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek isterim. Bu çalışmayı tasarlarken temel amacımız, e-ticarette ürün güvenliği alanında farklı perspektifleri bir araya getirmek ve sahada aktif rol oynayan paydaşların bu dönüşümü nasıl değerlendirdiğini doğrudan görmekti. Kamu, özel sektör, platformlar, uygunluk değerlendirme kuruluşları, akademi ve hukuk çevrelerinden temsilcilerin görüşlerini bir araya getirerek hem mevcut durumu daha iyi anlamayı hem de proje kapsamında yürüttüğümüz çalışmalara ve daha genel anlamda ürün güvenliğinin gelişimine katkı sağlamayı hedefledik. Bu vesileyle sürece katkı sunan tüm proje ekibine ve görüşlerini paylaşan paydaşlara ayrıca teşekkür etmek isterim.

Röportajların her birinde, e-ticarette ürün güvenliği alanının ne kadar çok paydaşlı ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu net bir şekilde görmek mümkün. Kamu kuruluşlarından özel sektöre, e-platformlardan uygunluk değerlendirme kuruluşlarına ve akademi çevrelerine kadar uzanan bu geniş yelpaze, aslında bugüne kadar ürün güvenliği alanında inşa edilen yapının ne kadar olgunlaştığını ve farklı aktörler tarafından nasıl içselleştirildiğini ortaya koyuyor.

Benim açımdan en dikkat çekici hususlardan biri, bu görüşlerin yalnızca mevcut durumu yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda geleceğe dönük bir yön de çiziyor olması. E-ticaret bağlamında piyasa gözetimi ve denetiminin dijitalleşmesine yönelik gerekliliğin tüm paydaşlar tarafından benzer bir anlayış çerçevesinde ele alındığını görmek, bu alandaki dönüşümün rastlantısal değil, oldukça bilinçli ve ihtiyaç odaklı bir şekilde ilerlediğini gösteriyor.

Ayrıca, röportajlar sayesinde, e-PGD alanında yürütülen çalışmaların yalnızca ulusal ihtiyaçlara cevap vermekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda AB’de ve küresel ölçekte yaşanan dönüşümlerle de büyük ölçüde uyumlu bir doğrultuda ilerlediğini söylemek mümkün. Paydaşların ortaya koyduğu değerlendirmeler, hem mevcut sistemin güçlü yönlerini teyit ediyor hem de gelişim alanlarını açık bir şekilde ortaya koyarak politika yapım süreçleri için son derece değerli bir zemin sunuyor.

Bu anlamda, bu tür çok taraflı ve disiplinler arası çalışmaların, e-ticarette ürün güvenliği alanındaki dönüşümü doğru okumak, ihtiyaçları zamanında tespit etmek ve daha etkin iş birliği geliştirmek açısından kritik bir katkı sağladığını düşünüyorum.

  1. Röportajlarda dile getirilen görüşler birlikte değerlendirildiğinde, dijital pazarlarda ürün güvenliği sisteminin güçlendirilmesi açısından hangi ortak temaların öne çıktığını düşünüyorsunuz?

Bu kapsamda mevzuat uyumu, izlenebilirlik, veri paylaşımı, platform sorumlulukları, tüketici farkındalığı, uygunluk değerlendirme süreçleri ve teknolojik denetim araçları gibi başlıkları nasıl değerlendirirsiniz?

Röportajlarda dile getirilen görüşler birlikte değerlendirildiğinde, aslında oldukça güçlü ve birbiriyle örtüşen bir dönüşüm çerçevesinin ortaya çıktığını söylemek mümkün. Farklı paydaşlar kendi konumları ve sorumlulukları çerçevesinde değerlendirmeler yapmış olsa da, dijital pazarlarda ürün güvenliğinin artık klasik piyasa gözetimi ve denetimi yaklaşımıyla ele alınamayacağı ve daha entegre, bilgiye dayalı ve birden fazla aktörün işbirliği içinde çalıştığı bir sistem gerektirdiği konusunda ortak bir anlayış bulunuyor.

Bu tespit, proje kapsamında yürüttüğümüz mevcut durum analizi, AB uygulamalarıyla karşılaştırma ve ihtiyaç analizi çalışmalarında ulaştığımız bulgularla da büyük ölçüde örtüşüyor. Özellikle AB’de son dönemde şekillenen düzenleyici çerçeveye baktığımızda, ürünün dijital ortamda arzı, sunumu, izlenmesi, veri akışı ve gerektiğinde hızlı müdahale edilmesini mümkün kılan iletişim kanalları boyutlarıyla ele alındığını görüyoruz. Röportajlarda da bu yaklaşımın paydaşlar tarafından büyük ölçüde benimsendiği dikkat çekiyor.

Mevzuat uyumu bu çerçevenin temelini oluşturmakla birlikte, öne çıkan ortak nokta, mevzuatın tek başına yeterli olmadığı; uygulamaya aktarılabilir, açık ve işlevsel bir yapıya kavuşturulmasının gerektiği yönünde. Bu da izlenebilirlik başta olmak üzere, bilgi paylaşımı, etkin bir iletişim ağı kurulması, platformlar başta olmak üzere, aktörlerin sorumluluklarının netleştirilmesi ve tüketicilerin sisteme daha çok dahil edilmesi gibi farklı alanlardaki ihtiyaçlara işaret ediyor.

İzlenebilirlik konusu hem AB uygulamalarında hem de proje analizlerimizde en kritik unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Dijital pazarlarda ürünlerin kaynağına inebilmek, ürünlerin kimler tarafından ve mevzuata uygun şekilde sunulup sunulmadığının izlenmesi ve bu bilgilere hızlı erişim sağlanabilmesi, etkin bir piyasa gözetimi ve denetimi için vazgeçilmez. Röportajlarda da bu ihtiyacın tüm paydaşlar tarafından net bir şekilde ifade edildiğini görüyoruz. İzlenebilirliğin sağlanabilmesi ise ancak veri paylaşımı mekanizmalarının güçlendirilmesiyle mümkün. Kamu kuruluşları, platformlar ve iktisadi işletmeciler arasında yapılandırılmış ve güvenilir veri akışının sağlanması hem risklerin erken tespiti hem de müdahale süreçlerinin hızlandırılması açısından kritik bir rol oynuyor.

Platform sorumlulukları bu yeni yapının merkezinde yer alıyor. AB’de de giderek güçlenen yaklaşım doğrultusunda, platformların yalnızca aracılık eden yapılar değil, ürün güvenliği ekosisteminin aktif bir bileşeni olarak konumlandırıldığı görülüyor. Röportajlarda bu role ilişkin farkındalıkların yüksek olması ve sürece nasıl entegre olabileceklerine dair somut değerlendirmeler sunmaları, dönüşümün sahada karşılık bulduğunu gösteriyor.

Uygunluk değerlendirme süreçleri açısından bakıldığında, geleneksel olarak ürün piyasaya arz edilmeden önce tamamlanan süreçlerin dijital pazarlarda tek başına yeterli olmadığı yönünde güçlü bir görüş ortaya çıkıyor. AB’deki gelişmelerle paralel şekilde, sürekli izleme, belge doğrulama ve uygunluk bilgilerinin dijital ortamda erişilebilir kılınması gibi unsurların ön plana çıktığı görülüyor. Bu da uygunluk değerlendirme sisteminin dijitalleşmesi ve piyasa gözetimi ve denetimi süreçleri ile bilgi paylaşımının güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Teknolojik denetim araçları, bu dönüşümün belki de en belirleyici unsurlarından biri. Proje kapsamında geliştirdiğimiz yapay zekâ destekli tarama sistemi, risk esasına dayalı analiz modeli ve taksonomiye dayalı kontrol mekanizması ile, dijital pazarlarda denetimin ölçeklenebilirliğini ve etkinliğini artırmaya yönelik somut bir araç sunuyor. Röportajlarda da bu tür araçlara duyulan ihtiyaç ve bu araçların sağlayacağı katma değer açık şekilde ifade ediliyor.

Tüketici boyutu ise özellikle vurgulanması gereken bir diğer kritik alan. AB’de tüketicinin ürün güvenliği sisteminin aktif bir parçası olarak konumlandırıldığını biliyoruz. Tüketicinin etiket okuma alışkanlıklarının geliştirilmesi, bilinçli satın alma davranışlarının teşvik edilmesi ve şikâyet/geri bildirim mekanizmalarının etkin kullanımı, sistemin işleyişine doğrudan katkı sağlıyor. Türkiye’de de benzer bir yaklaşımın güçlendirilmesi, yani tüketicinin yalnızca korunması gereken bir taraf değil, aynı zamanda sistemi besleyen aktif bir aktör olarak konumlandırılması önemli bir ihtiyaç alanı olarak öne çıkıyor.

Bununla birlikte, AB’de devam eden düzenleyici gelişmeler de bu dönüşümün yönünü net şekilde ortaya koyuyor. AB’nin yeni “ürün mevzuatı” yaklaşımı kapsamında yürütülen revizyon çalışmaları ile “gümrük reformu” girişimleri, özellikle sınır ötesi e-ticaret akışlarının daha etkin kontrolü ve risk analizini temel alan piyasa gözetimi ve denetimi ile gümrük süreçlerinin daha entegre hale getirilmesi yönünde önemli sinyaller veriyor. Bu gelişmeler, dijital pazarlarda ürün güvenliğinin yalnızca iç piyasaya yönelik bir konu olmadığını, küresel tedarik zincirleri ve ithalat süreçleriyle doğrudan bağlantılı bir şekilde ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Son olarak, tüm bu başlıkları yatay kesen en önemli unsurun yönetişim ve iş birliği mekanizmaları olduğunu söylemek mümkün. Proje kapsamında da vurguladığımız gibi, kamu kuruluşları, platformlar, özel sektör ve diğer paydaşlar arasında süreklilik arz eden, yapılandırılmış ve veriyi esas alan bir iş birliği modeli kurulmadan bu dönüşümün sürdürülebilir olması zor görünüyor.

Dolayısıyla tüm bu değerlendirmeler ışığında, dijital pazarlarda ürün güvenliğinin güçlendirilmesinin; mevzuat uyumunun ötesine geçen, izlenebilirlik, bilgi paylaşımı, platform entegrasyonu, teknolojik kapasite, tüketici katılımı ve çok aktörlü yönetişim üzerine kurulu bütüncül bir sistem yaklaşımını gerektirdiği açıkça ortaya çıkıyor. Röportajlar da bu dönüşümün hem doğru okunduğunu hem de paydaşlar tarafından sahiplenildiğini göstermesi açısından son derece değerli bir çıktı sunuyor.

  1. E-ticarette ürün güvenliği; kamu otoriteleri, platformlar, satıcılar, perakendeciler, uygunluk değerlendirme kuruluşları, tüketici örgütleri ve tüketiciler arasında paylaşılan bir sorumluluk alanı olarak öne çıkıyor. Bu çok paydaşlı yapının daha etkin işlemesi için sizce hangi teknik ve kurumsal koşullar önem kazanıyor?

E-ticarette ürün güvenliğinin çok paydaşlı bir sorumluluk alanı haline gelmesi, aslında sistemin doğası gereği kaçınılmaz bir gelişme. Ancak bu yapının etkin işlemesi, yalnızca aktörlerin varlığıyla değil, bu aktörler arasında nasıl bir teknik ve kurumsal altyapı kurulduğuyla doğrudan ilişkili. Röportajlarda da görüldüğü üzere, bu noktada birkaç temel koşul öne çıkıyor.

Teknik açıdan bakıldığında, öncelikle birlikte çalışabilir (interoperable) bir altyapının kurulması kritik. Ürünlere, iktisadi işletmecilere ve uygunluk bilgilerine ilişkin verilerin standartlaştırılmış formatlarda üretilmesi, paylaşılması ve analiz edilebilir hale getirilmesi gerekiyor. Bu sadece bir IT meselesi değil; aynı zamanda veri yönetişimi, veri kalitesi ve erişim yetkileri gibi konuları da kapsayan daha geniş bir çerçeve. Proje kapsamında geliştirdiğimiz taksonomi yapısı ile yapay zekâ destekli analiz modeli de aslında bu ihtiyaca cevap vermeye yönelik somut adımlar.

Bununla bağlantılı olarak, izlenebilirlik altyapısının güçlendirilmesi de önemli bir teknik koşul. Ürünün dijital ortamda sunumundan nihai kullanıcıya ulaşmasına kadar olan süreçte, hangi aktörlerin hangi rolü üstlendiğinin net ve doğrulanabilir şekilde izlenebilmesi gerekiyor. Bugün birçok aktörün—platformların, satıcıların, perakendecilerin—zaman zaman birden fazla rol üstlenebildiği düşünüldüğünde, bu rollerin şeffaf şekilde tanımlanması ve buna uygun sorumlulukların işletilmesi sistemin sağlıklı çalışması açısından belirleyici.

Kurumsal açıdan ise en kritik unsurun yapılandırılmış iş birliği mekanizmaları olduğunu düşünüyorum. Kamu kuruluşları, platformlar, iktisadi işletmeciler ve diğer paydaşlar arasında yalnızca reaktif değil, sürekli ve sistematik bir iletişim ve koordinasyon yapısının kurulması gerekiyor. Bu iş birliğinin, belirli prosedürlere, veri paylaşım kurallarına ve geri bildirim mekanizmalarına dayanması önemli. Proje kapsamında üzerinde çalıştığımız etkin bir iş birliği modeli de bu ihtiyaca cevap vermeyi hedefliyor.

Platformların sistem içindeki rolü burada ayrı bir önem taşıyor. Platformların teknik kapasitesi ile kamu kuruluşlarının düzenleyici ve denetleyici fonksiyonları arasında daha yakın bir entegrasyon sağlanmadan bu yapının etkin işlemesi zor. Bu nedenle platformların veri sağlama, içerik yönetimi ve risk tespiti süreçlerine daha aktif şekilde dahil olduğu bir modelin güçlendirilmesi gerekiyor.

Diğer bir önemli husus, aktörlerin kapasite ve farkındalık düzeyi. Mevzuatın doğru anlaşılması, yükümlülüklerin nasıl yerine getirileceğinin bilinmesi ve özellikle KOBİ niteliğindeki satıcıların sisteme uyum sağlayabilmesi için hedefe yönelik eğitim ve rehberlik faaliyetleri büyük önem taşıyor. Aynı şekilde, uygunluk değerlendirme kuruluşlarının, perakendecilerin ve diğer aktörlerin de dijital pazarlara özgü ihtiyaçlara adapte olması gerekiyor.

Tüketici tarafında ise, sistemin etkinliği açısından aktif katılımın teşvik edilmesi önemli bir kurumsal koşul olarak öne çıkıyor. Ürün güvenliği konusunda bilinçli tüketici davranışı, ürün bilgilerine erişim, etiket okuma alışkanlıkları ve şikâyet mekanizmalarının etkin kullanımı, sistemin geri besleme mekanizmasını güçlendiriyor. AB’de tüketicinin bu yapının aktif bir parçası olarak konumlandırıldığını görüyoruz; benzer bir yaklaşımın Türkiye’de de güçlendirilmesi önemli.

Son olarak, tüm bu teknik ve kurumsal unsurların üzerinde, esnek ve gelişmelere uyum sağlayabilen bir yönetişim modeline ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Dijital pazarlar son derece hızlı değişen bir alan olduğu için hem mevzuatın hem de uygulama araçlarının statik değil, sürekli güncellenebilen bir yapıda olması gerekiyor. Bu da ancak güçlü kurumsal koordinasyon, veriye dayanan karar alma süreçleri ve paydaşlar arası güvene dayalı bir iş birliği ile mümkün olabilir.

Özetle, tüm bu unsurların birlikte ele alınması, e-ticarette ürün güvenliğinin sürdürülebilir şekilde güçlendirilmesi açısından belirleyici olacaktır.

 

  1. Proje kapsamında geliştirilecek yapay zekâ destekli dijital sistem, risk temelli ve veri odaklı piyasa gözetimi ve denetimi yaklaşımı açısından önemli bir bileşen olarak öne çıkıyor. Bu tür teknolojik araçlar, çevrim içi ürün ilanlarının izlenmesi, risklerin önceliklendirilmesi ve kurumlar arası koordinasyon bakımından nasıl bir katkı sağlayabilir?

Proje kapsamında geliştirilen yapay zekâ destekli dijital sistemin en önemli katkısı, piyasa gözetimi ve denetimi yaklaşımını reaktif bir yapıdan çıkarıp daha proaktif bir modele dönüştürme potansiyelidir. Özellikle e-ticaret ortamında ürün sayısı, ilan çeşitliliği ve işlem hacmi dikkate alındığında, klasik denetim yöntemleriyle bu alanın etkin şekilde izlenmesi artık mümkün değil. Bu noktada teknolojik araçlar bir tercih değil, bir gereklilik haline gelmiş durumda.

Çevrim içi ürün ilanlarının izlenmesi açısından bakıldığında, yapay zekâ destekli tarama sistemleri çok büyük veri setlerini kısa sürede analiz edebilme imkânı sunuyor. Ürün açıklamaları, görseller, eksik ya da yanıltıcı bilgiler, tüketici yorum ve şikayetleri gibi bilgilerin otomatik olarak taranabilmesi, potansiyel uygunsuzlukların erken aşamada tespit edilmesini sağlıyor. AB’de de bu doğrultuda geliştirilen web tarama araçlarıyla hem çevrim içi ilanların taranması hem de Safety Gate (eski adıyla RAPEX) sisteminde yer alan riskli ürünlerin dijital pazarlarda bulunup bulunmadığının izlenmesi mümkün hale gelmiş durumda. Proje kapsamında geliştirilen sistem de benzer bir yaklaşımla, ilanları tarayarak risk sinyalleri üretmeyi ve denetim personeli için destekleyici erken uyarı mekanizması oluşturmayı hedefliyor.

Risklerin önceliklendirilmesi ise bu sistemlerin en kritik katma değerlerinden biri. Tüm ürünleri eşit şekilde denetlemek yerine, belirli risk kriterlerine göre sınıflandırma yapılabilmesi, kaynakların en çok ihtiyaç duyulan alanlara yönlendirilmesini sağlıyor. Proje kapsamında geliştirilen risk temelli analiz modülleri ve taksonomi yapısı; ürün grubu, geçmiş uygunsuzluklar, satıcı davranışları, kullanıcı yorumları ve ilan içerikleri gibi parametreleri dikkate alarak daha hedefli ve etkili bir denetim yaklaşımı oluşturulmasına katkı sağlıyor.

Kurumlar arası koordinasyon açısından da bu tür dijital sistemler önemli bir kolaylaştırıcı rol üstleniyor. Farklı piyasa gözetimi ve denetimi kuruluşları arasında bilgi paylaşımının hızlanması, aynı ürüne veya satıcıya ilişkin mükerrer işlemlerin önlenmesi ve ortak bir veri seti üzerinden hareket edilmesi, sistemin daha tutarlı ve bütüncül işlemesini sağlıyor. Aynı zamanda platformlar ile kurulacak veri temelli iletişim kanalları, tespit edilen uygunsuzluklara daha hızlı ve etkin müdahale edilmesine imkân veriyor.

Bu çerçevede, AB’de devam eden gümrük reformu çalışmaları da bu tür sistemlerin önemini daha da artırıyor. Özellikle sınır ötesi e-ticaret kapsamında küçük gönderilerin hacmi dikkate alındığında, kontrol mekanizmalarının yalnızca iç piyasa denetimiyle sınırlı kalmayıp, ithalat süreçleriyle de birlikte ele alınması gerektiği görülüyor. Bu da dijital denetim araçlarının daha geniş bir ekosistem içinde konumlandırılması gerektiğine işaret ediyor.

Sonuç olarak, bu alandaki dijital sistemler, çevrim içi ilanların sürekli ve kapsamlı şekilde izlenmesi, risklerin daha doğru önceliklendirilmesi ve aktörler arası koordinasyonun güçlendirilmesi yoluyla piyasa gözetimi ve denetiminin etkinliğini önemli ölçüde artırma potansiyeline sahip. Ancak bu potansiyelin tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi, teknolojinin kendisi kadar, veri paylaşımı ve kurumsal iş birliği mekanizmalarının da güçlü bir şekilde kurgulanmasına bağlı.

 

  1. Son olarak, bu röportaj serisinin ortaya koyduğu genel çerçeveden hareketle, Türkiye’de e-ticarette ürün güvenliği sisteminin geleceğine ilişkin temel mesajı nasıl özetlersiniz?

Bu röportaj serisinin ortaya koyduğu genel çerçeveye bakıldığında, Türkiye’de ürün güvenliği sisteminin e-ticaret nedeniyle yeni bir evreye geçtiğini söylemek mümkün. Bu aşama, mevzuat uyumunun ötesine geçerek uygulama kapasitesi, veri kullanımı ve aktörler arası etkileşimin belirleyici olduğu daha bütüncül bir yaklaşımı ifade ediyor.

Bu dönüşümün en önemli özelliği ise sıfırdan başlamıyor olması. Türkiye’de 2001 yılından bu yana Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğünce kurulan ürün güvenliği ve piyasa gözetimi ve denetimi sistemi, güçlü bir kurumsal ve teknik temel oluşturmuş durumda. Bugün dijital pazarlara yönelik geliştirilen araçlar, iş birliği mekanizmaları ve düzenlemeler de bu birikimin doğal bir devamı niteliğinde. Dolayısıyla mevcut dönüşümü, yerleşik sistemin dijital ortama uyarlanması ve kapasitesinin genişletilmesi olarak okumak daha isabetli olacaktır.

Proje kapsamında geliştirilen IT altyapısı, platform–kamu etkileşimini güçlendiren işleyişler, mevzuat güncellemeleri ve farkındalık faaliyetleri, sistemin ana unsurlarını önemli ölçüde şekillendirmiştir. Bu noktadan sonra belirleyici olan, bu yapıların sürdürülebilir bir şekilde işletilmesi ve tüm paydaşlar tarafından benimsenmesidir.

Bu çerçevede öne çıkan başlıca alanlardan birinin bilgi paylaşımı olduğunu düşünüyorum. Sistemin etkin işleyişinde, doğru, tutarlı ve standartlaştırılmış bilgiye erişim yer almaktadır. Bununla birlikte, satıcılar, platformlar ve iktisadi işletmeciler nezdinde ürün güvenliğinin bir uyum yükümlülüğünün ötesine geçerek iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası haline gelmesi de sürecin başarısını doğrudan etkileyecektir.

Önümüzdeki dönemde uluslararası entegrasyon da giderek daha fazla önem kazanacaktır. E-ticaretin sınır ötesi yapısı dikkate alındığında, ulusal sistemlerin tek başına yeterli olması mümkün görünmemektedir. AB başta olmak üzere uluslararası yapılarla uyum ve iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi bu bağlamda önemli değerlendirilmektedir. Bu çerçevede, gümrük süreçleri ile piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinin daha entegre bir yaklaşımla ele alınması gerekliliği de giderek daha belirgin hale gelmektedir.

Bununla birlikte, teknolojinin sürekli gelişen doğası da sistemin dinamik bir şekilde kurgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Yapay zekâ destekli denetim araçları önemli bir eşik oluşturmakla birlikte, önümüzdeki dönemde daha ileri veri entegrasyonları ve dijital ürün pasaportu başta olmak üzere yeni uygulamaların gündeme gelmesi beklenmektedir. Bu nedenle sistemin statik değil, kendini sürekli güncelleyebilen bir yapıda olması önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye’de e-ticarette ürün güvenliğinin geleceğini belirleyecek temel unsurun, kurulmakta olan yapıların sürdürülebilir, bilgiyle beslenen ve tüm aktörler tarafından benimsenen bir işleyişe dönüşmesi olacağı açıktır. Röportajlar boyunca ortaya çıkan ortak yaklaşım ve sahiplenme düzeyi de bu dönüşümün güçlü bir zemine oturduğunu göstermektedir. Bu çerçevede, sistemin önümüzdeki dönemde yalnızca riskleri daha etkin yöneten bir yapıya kavuşmakla kalmayacağı, aynı zamanda güvenilir bir dijital pazar ortamının güçlenmesine ve sürdürülebilir büyümeye önemli katkılar sunacağı değerlendirilmektedir.

 

Dijital Ürün Güvenliğinde Ortak Sorumluluk ve Yeni Uygulama Kapasitesi

Röportaj serisinin ortaya koyduğu genel çerçeve, Türkiye’de e-ticarette ürün güvenliği sisteminin yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Bu aşama, mevcut ürün güvenliği ve PGD birikiminin dijital pazarların gerçekliklerine uyarlanmasını; mevzuat, veri, teknoloji, izlenebilirlik, platform-kamu etkileşimi ve tüketici katılımının birlikte ele alındığı daha bütüncül bir yapının güçlendirilmesini gerektiriyor.

Proje kapsamında geliştirilen yapay zekâ destekli dijital sistem, risk temelli analiz yaklaşımı, taksonomiye dayalı kontrol mekanizması, iş birliği modelleri, mevzuat güncellemeleri ve farkındalık faaliyetleri bu dönüşümün somut bileşenleri olarak öne çıkıyor. Röportajlarda dile getirilen farklı paydaş görüşleri de bu ihtiyacın yalnızca teknik bir gereklilik değil, aynı zamanda tüm aktörler tarafından sahiplenilmesi gereken ortak bir sorumluluk alanı olduğunu ortaya koyuyor.

Önümüzdeki dönemde e-ticarette ürün güvenliğinin başarısı; doğru ve standartlaştırılmış bilgiye erişim, kurumlar arası veri paylaşımı, platformların aktif rolü, satıcıların uyum kapasitesi, tüketicilerin bilinçli katılımı ve uluslararası gelişmelerle uyumlu esnek bir yönetişim modeliyle yakından bağlantılı olacak. Bu çerçevede röportaj serisi, yalnızca farklı görüşleri bir araya getiren bir iletişim çalışması değil; Türkiye’de güvenli, izlenebilir ve sürdürülebilir dijital pazarlar için oluşan ortak iradeyi görünür kılan değerli bir proje çıktısı olarak değerlendirilebilir. Herkese keyifli okumalar dileriz.