Röportajlar

Belgeden Etikete Dijital İzlenebilirlik

Burçin Yumrukçu
Uygunluk Değerlendirmesi Kuruluşları Derneği (UDDER) Üyesi, BVA Belgelendirme Kurucusu

Dijital pazarların büyümesi, ürün güvenliği sisteminde yalnızca satış sonrası denetimleri değil; ürün piyasaya sunulmadan önce yürütülen uygunluk değerlendirmesi, belgelendirme, etiketleme ve izlenebilirlik süreçlerini de daha görünür hale getiriyor. Sınır ötesi e-ticaret, doğrudan tüketiciye satış modelleri ve çevrim içi platformlar üzerinden yürütülen satışlarda, ürünün hangi standartlara uygun olduğu, hangi belgeyle piyasaya sunulduğu ve tüketiciye hangi bilgilerle ulaştığı daha kritik hale geliyor.

Bu röportajda, Uygunluk Değerlendirmesi Kuruluşları Derneği Üyesi ve BVA Belgelendirme Kurucusu Burçin Yumrukçu ile dijital pazarlarda uygunluk değerlendirmesi sisteminin rolünü, etiket ve belge bilgilerinin kaybolmasına ilişkin riskleri, sahte veya hatalı belge sorununu, dijital dokümantasyon ihtiyacını ve çevrim içi platformların ürün sağlayıcıları üzerinde daha sıkı kontrol mekanizmaları kurmasının önemini değerlendirdik.

 

Öncelikle, kendinizi ve özellikle bir Onaylanmış Kuruluş temsilcisi olarak uygunluk değerlendirmesi sistemi içerisindeki rolünüzü kısaca tanıtabilir misiniz?

Makine mühendisiyim, 2003 yılından beri Türkiye’de belgelendirme kuruluşu olarak faaliyet göstermekteyiz. Yönetim sistemleri ve ürün belgelendirmesi konularında çalışıyoruz. ISO 9001 ve ISO 14001 konularında TÜRKAK’tan akrediteyiz. CE konusunda ise CPR’dan atanmış 2344 sayılı onaylanmış kuruluş olarak hizmet vermekteyiz. Aynı zamanda Uygunluk Değerlendirmesi Kuruluşları Derneği (UDDER)’in de kurucu üyesiyiz ve kuruluşundan itibaren yönetim kurulunda çeşitli görevler ve sorumluluklar almış durumdayız.

 

Sınır ötesi e-ticaret ve doğrudan tüketiciye satış modelleri kapsamında ürün uygunluğu ve belgelendirme süreçlerine ilişkin yeni riskler veya zorluklar gözlemliyor musunuz?

Üreticilerin temsilcisi ve toptancısı olan bazı depo veya e-ticaret satış noktalarında ürün izlenebilirliğinin kaybolduğunu- ürünlerin birbirine karıştığını gözlemliyoruz. Belge sahibi üretici, etiketleme konusunda hassas davranıyorken – belgesi olmayan re-seller/ depocu veya e-ticaret firması etiket bilgilerini kaybedebilmekte veya müşteriye iletilmesinde yeteri kadar hassas davranmayabilmektedir. Bu da tüketiciye yanlış etiketli ürün gitmesine dolayısıyla tüketicinin yanıltılmasına sebebiyet verebilmektedir.

 

Sizce uygunluk değerlendirme sistemi ile dijital pazarların gerçekliği arasında, özellikle uygunluk değerlendirmesinden geçmeden piyasaya sunulan ürünler açısından boşluklar bulunmakta mıdır?

Evet – özellikle belge sahibi büyük firmalar yerine merdiven altı küçük işletmelerden ürün tedariği yapan bazı e-ticaret kurumları müşterilerine belgesiz – etiketsiz – içeriği veya performansı belli olmayan ürünler satabilmektedirler.

Bazı e-ticaret kuruluşları kendi depolarından bazıları ise doğrudan tedarikçiden ürün sağlamakta ancak ürünün kalitesi ve fiyatına bakmakla beraber CE kriterlerine – belgelerine ve etiketlerine bakmamaktadırlar. Bu tür durumlarda UDDER üyesi ve akredite belgelendirme kuruluşlarından belgeli (veya test raporlu) ürünlerin piyasaya arzı daha güvenli ticarete olanak sağlayacaktır.

 

Dijitalleşme ve AB mevzuatındaki güncel gelişmelerin uygunluk değerlendirme faaliyetlerinin geleceği üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güzel tarif edilmiş ve tüm üreticileri ve satıcıları kapsama alacak uygulamalar tüketici güvenliği sağlamada etkili olabilirler. Dijital Ürün Pasaportu / Digital Product Passport (DPP) gereklilikleri UDDER aracılığı ile kontrol edilebilir ve bakanlıklarca tanınabilir diye düşünüyorum. Bu ürün pasaportları hem dış ticarette gümrüklerde hem de e-ticarette online satışlarda kullanılabilir.

 

Uygunluk değerlendirme süreçlerinde dijital dokümantasyon, uzaktan denetim veya veri entegrasyonu gibi yeni yöntemlere ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet dijital dokümantasyon artık çağımızın bir gereği – özellikle etiket değerleri / beyanlar artık internet ortamında karekod ile ulaşılabilen yerlerde olmalı. Bu karekodlarla üreticinin adına adresine – ürünün marka modeline – standardına – performans kriterlerine yer verilmekle beraber – ürünün karbon ayak izine de yer verilmesi sürdürülebilirlik yolunda tüketicileri bilgilendirmek ve tüketicilere daha çevreci firmalardan alışveriş yapabilme imkânı sunmak iyi olur görüşündeyim.

 

Sizce Türkiye’deki uygunluk değerlendirme sistemi AB sistemi ile ne ölçüde uyumludur ve hangi alanlarda gelişime ihtiyaç duyulmaktadır?

Ülkemizde faaliyet gösteren TÜRKAK’tan akredite yerli Onaylanmış Kuruluşlar denetimler ve tip testleri konusunda hassas davrandıkları halde, yurtdışındaki onaylanmış kuruluşları temsil eden bazı danışmanlar denetim yapmadan veya ilgili testleri bile yapmadan belge verebilmektedirler. Diğer yandan bazı danışman firmalar yetkileri olmadığı halde yasal mevzuata uygun olmayan (standardı yanlış, direktifi yanlış, onaylanmış kuruluşa ait olmayan vb.) belgeleri üreticilere sağlamaktadırlar. Bu konu sıkı bir piyasa gözetim sistemi ile kontrol altına alınabilir. Ancak bu tür yasal mevzuata veya standartlara uygun olmayan belgeler tespit edildiğinde hem bu belgeyi düzenleyen kuruluşa ceza verilebileceği gibi bu belge ile ürün satan kuruluşa da tüketiciyi koruma yasasına muhalefetten cezai yaptırımlar uygulanabilir. Üreticiler bizim verdiğimiz hizmetin fiyatını öğrendikten sonra bu tür bir kuruluştan çok daha ucuz bir teklif alınca o belgenin de ucuz fakat doğru belge olduğunu düşünmektedirler. Bazı alanlarda kendimizi üreticilere anlatma/ifade etmede zorluklar yaşamaktayız.

Bu bağlamda çatı kuruluşumuz olan UDDER de bazı faaliyetleri ile sektöre yön verebilir, örneğin piyasadan toplanan sahte veya akredite olmayan veya mevzuata uygun olmayan belgeleri ilgili bakanlıklara göndererek bakanlıklarımızın düzeltici faaliyetlerde bulunmasına önayak olabilir.

 

Son olarak, giderek dijitalleşen ve küreselleşen bir pazarda uygunluk değerlendirme kuruluşlarının gelecekteki rolüne ilişkin vermek istediğiniz temel mesaj nedir?

Yapılan tüm denetimlerin merkezi bir sisteme girilerek: denetçi, firma, ürün, laboratuvar, testler, izlenebilirlik, performans değerleri vb. bilgileri işlemeliyiz. Bu verileri işlerken sadece yerli firmaların belge verdiği firma/ürünleri değil yurtdışından belge almış olan firmaların da belge/denetim bilgilerini toplamayı başarabilmeliyiz.

E-ticarette ise platformların ürün sağlayıcıları ile daha sıkı kontrollerin ardından ürün satışına başlanmasını talep edebiliriz. Ürünlerin hem teknik hem çevresel kriterleri karşılayıp karşılamadığını testler ve belgeler aracılığı ile sorgulamalıyız. Bu uğurda tüketicileri bilgilendirecek sosyal/teknik paylaşımlarda UDDER daha aktif bir yol alabilir.

Piyasa gözetimi ve denetimi sayesinde ise belgesi olmayan veya “sahte” belgesi olan firmalara yaptırımlar uygulamak suretiyle piyasada arzu edilen güven seviyesine ulaşmak hedeflenmelidir.

 

Uygunluk Değerlendirmesinden Dijital Doğrulamaya

Burçin Yumrukçu’nun saha deneyimine dayalı değerlendirmeleri, e-ticarette ürün güvenliği için belgelendirme ve izlenebilirlik süreçlerinin satış ortamından bağımsız düşünülemeyeceğini gösteriyor. Ürünlerin belge, etiket, performans beyanı, standart ve üretici bilgileriyle birlikte doğrulanabilir biçimde sunulması hem tüketicilerin güvenli tercihler yapmasını hem de PGD kuruluşlarının daha etkin hareket etmesini sağlayabilir.

Bu çerçevede, proje kapsamında geliştirilecek dijital kapasite yalnızca çevrim içi ürün ilanlarının izlenmesine değil; ürün güvenliği sisteminde veriye dayalı doğrulama kültürünün güçlenmesine de katkı sunabilir. Uygunluk değerlendirme kuruluşlarının teknik birikimi, kamu otoritelerinin denetim kapasitesi ve platformların sorumlulukları birlikte ele alındığında, dijital pazarlarda sahte veya eksik belgelerle mücadele eden daha güvenilir bir ürün güvenliği yapısı oluşturulabilir.

Bu uğurda gerekecek olan kamu aydınlatma metinleri/reklamları/paylaşımları ise UDDER tarafından organize edilebilir.