Dijital platformların ticaretin merkezine yerleşmesi, ürün güvenliği alanında hukuki sorumlulukların, tüketici haklarının ve denetim anlayışının yeniden tanımlanmasını gündeme getiriyor. Milyonlarca ürünün ve satıcının çevrim içi platformlar üzerinden tüketiciye ulaştığı bu yeni pazarda, geleneksel “denetle ve önlem al” yaklaşımı yerini daha proaktif, veri odaklı ve çok aktörlü bir sisteme bırakıyor.
Bu röportajda, Kıdemli Hukuk Uzmanı ve akademisyen hukukçu Av. Dr. Mehmet Mücahit Arvas ile e-ticarette ürün güvenliğini akademi ve hukuk perspektifinden; AB düzenlemeleri, platform sorumlulukları, tüketici farkındalığı, insan hakları boyutu ve Türkiye’nin dijital pazarlara uyum süreci çerçevesinde değerlendirdik.
Öncelikle, kendinizi ve mesleki geçmişinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Özellikle e-ticaret politikaları ve ürün güvenliği alanındaki deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz?
1982 Van doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Ankara/Elmadağ’da tamamladım. Hasanoğlan Anadolu Öğretmen Lisesi’nden 2000 yılında mezun oldum, aynı sene Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. 2015 Yılında İngiltere/Bournemouth Üniversitesi’nde Uluslararası Ticaret Hukuku Alanında Yüksek Lisansımı tamamladım. 2024 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk/Medeni Hukuk Alanında “Hukukî Yönleriyle Modern Teminatlı İşlemler” tez konusu ile Hukuk Doktoru Unvanını aldım. Yaklaşık 3 yıl önce Ankara’da marvas legal hukuk ve danışmanlık ofisini kurdum. Weglobal ile AB tarafından desteklenen “E-Ticarette Ürün Güvenliği Teknik Destek Projesi”; Dünya Bankası ile elektronik imza; EBRD ile ticaretin dijitalleşmesi projeleri yanında e-ticaret, ürün güvenliği, teknoloji hukuku, rekabet ve reklam hukuku AB dijital düzenlemeleri uyum çalışmaları (GDPR, GPSR, DSA, DMA, ESPR, DPP vb.), KOBİ sorunları ve finansmana erişim, uluslararası ticaret ve yatırım tahkimi konularında çalışmaktayım. Ayrıca TED Üniversitesinde İnsan Hakları Hukuku derslerine de girmekteyim.
Çalışma hayatıma 2007 yılında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nda kurum avukatı olarak başladım. 2010 yılında o zamanki adıyla Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nda uzman yardımcısı olarak göreve başladım ve yaklaşık 14 yıl Ticaret Bakanlığında görev aldım. Ticaret Bakanlığı’nın hem iç (İç Ticaret Genel Müdürlüğü) hem dış ticaret (Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü- Uluslararası Hizmet Ticareti Genel Müdürlüğü) hem de yurt dışı birimlerinde (Riyad Ticaret Müşavirliği) çalışma imkânı yakaladım. Bu durum, bana bir konuya hukukî, iç ve dış ticaret, AB ve global perspektiften bakabilme şansı verdi.
Elektronik Ticaret Dairesi Başkanlığını yürüttüğüm dönemde temel hedefim, sağladığı avantajlar sayesinde e-ticaretin sağlıklı büyümesini sağlamak, e-ticarete başlayacak girişimcilere sağlıklı bir yol haritası sunmak oldu. Bu nedenle özellikle sağlıklı e-ticaret politikalarının oluşturulması için veri odaklı bir sistem geliştirilmesi için çaba sarf ettik. Çünkü ölçülemeyen şey yönetilemez. Bu çerçevede Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi’ni (ETBİS) ve Elektronik Ticaret Bilgi Platformu projelerini üstelik pandemi sürecinde hayata geçirdik. Özellikle ETBİS kaynak verilerle beslenmesi açısından çok değerli. Bu sistem sadece e-ticaret hacmini değil, sektör, bölge, cinsiyet, zaman, ödeme yöntemi gibi birçok alanda veri üretebilecek bir sistem olarak tasarlandı. Nitekim Ticaret Bakanlığı her sene düzenli bir şekilde e-ticaret verilerini kamuoyu ile başarılı bir şekilde paylaşmaktadır.
E-ticaret hızla büyürken güven unsurunu da artırmak için birtakım çalışmalar yürüttük. Tüketicilerin e-ticarete güvenini artırmaya çalışırken güvenli bir e-ticaret ekosistemini de oluşturmak için Güven Damgası projesini hayata geçirdik. Belirli güvenlik standartlarını sağlayan, tüketicilere talep ve şikâyet imkânı sunan, güvensiz ürünlerin satışına yönelik önlemler alan e-ticaret siteleri bu damgayı alabilmektedir.
Avrupa Birliği tarafından desteklenen “E-Ticarette Ürün Güvenliği Teknik Destek Projesi”nde de Kıdemli Hukuk Uzmanı olarak danışmanlık verme fırsatım oldu. Proje kapsamında Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği kapsamında ürün güvenliği mevzuatına uyum sağlanması ile edinilen avantajın sürdürülmesi için e-ticaret ve ürün güvenliği mevzuatını derinlemesine inceledik ve karşılaştırmalı mevzuat analiz çalışması yürüttük. Bu kapsamda, özellikle e-ticaret ile ürün güvenliği mevzuatının ortak bir perspektifle incelenmesi ciddi ve kapsamlı bir çalışma gerektirmiştir. Nitekim Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü de yaklaşık 30 yıldır mevzuat uyumu için ciddi çalışmalar yürütmektedir. Bu sayede toplam ihracatımızın yarısı AB’ye yapılabilmektedir.
E-ticaretin çalışma biçimini, piyasa gözetimi ve denetimi kuruluşlarının geleneksel bakış açısını ve mevzuat uyumlaştırma çalışmalarını ortak bir noktada buluşturmak için özellikle AB’deki yeni dönem mevzuat çalışmalarına odaklanılmasını gerektirmiştir. Her ne kadar 19 yıldır uygulanan 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun nispeten yakın bir tarih olan 2020 yılında 7223 sayılı Kanun adı ile güncellenerek AB mevzuatına uyum sağlansa da özellikle pandemi sonrası artan dijitalleşme ile AB’de ciddi bir mevzuat revizyonu yapılmış yine bir uyum sürecinin takip edilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu projenin sağladığı en önemli avantaj, AB’deki son gelişmeleri hem doktrinel inceleme hem de uygulama pratiklerini yerinde görme imkânı sağlamasıdır. Yapılan çalışmalar neticesinde Avrupa Birliği Genel Ürün Güvenliği Tüzüğü (GPSR) ve Dijital Hizmetler Kanunu’nun (DSA) e-ticarette ürün güvenliği yönüyle uyumlaştırması için ihtiyaçlar belirlenmiş, ihtiyaç duyulan mevzuat hükümleri tespit edilmiş olup Kanun ve ilgili Yönetmelikte yapılabilecek değişiklik ve güncellemeleri içeren 2 adet mevzuat taslağı hazırlanmıştır. Hazırlanan taslak mevzuatlar piyasa gözetimi ve denetimi kuruluşları ile ilgili kurumlarla detaylı şekilde incelenerek varsa değişiklik önerileri taslak metinlere yansıtılmıştır. Ardından e-ticaret aktörlerinin de bulunduğu 3 günlük bir çalıştay ile yine mevzuat taslakları incelenerek taslak metinler nihai halini almıştır. Burada Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü’nün yaklaşık 30 yıllık AB ürün güvenliği mevzuatı uyumlaştırma tecrübesi de çalışmalara önemli ışık tutmuştur. Söz konusu taslakların, Ticaret Bakanlığınca gerçekleştirilecek mevzuat çalışmalarına fayda sağlayacağını düşünüyorum.
Akademik bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, çevrim içi alışverişin hızla büyümesi tüketicilerin karşı karşıya kaldığı ürün güvenliği risklerinin niteliğini nasıl değiştirmiştir?
Özellikle KOBİ’lerin sorunları perspektifinden baktığımızda e-ticaret, KOBİ’lerin kurumsallaşma, pazarlama, markalaşma sorunlarını platformlar üzerinden çözmektedir. Bu sayede küçük işletmeler e-ticaret yoluyla kurumsallaşma sorununu platformlara devretmekte hem iç hem de dış ticaret kanallarına platformlar üzerinden erişerek markalaşma imkânı elde etmektedir. Bu, ölçek ekonomisine giden bir yol da sunmaktadır. Diğer taraftan da sağladığı rekabet ortamı sayesinde tüketicilere milyonlarca ürüne daha uygun, daha kolay ve daha hızlı erişebilme şansı vermektedir.
Tüm bu avantajların yanında milyonlarca satıcının milyonlarca ürünün olduğu bir piyasa, ürünlerin güvenli olup olmadığı sorusunu da birlikte getirmektedir. Zira her an satıcı olunabilen, her an piyasaya milyonlarca ürünün arz edildiği bir ortamda satıcının ve ürünün takip edilebilirliği zorlaşmaktadır.
Bu noktada proje kapsamında yaptığımız bir çalışmanın çarpıcı bulgularını paylaşmak isteriz. Ankara Atatürk Lisesi Hazırlık sınıfı öğrencisi Enver Bayezid Arvas tarafından TÜBİTAK 2204-A Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması kapsamında “Elektronik Ticarette Ürün Güvenliğine Yönelik Öğretmenlerin Farkındalık Düzeyinin Araştırılması Projesi (Ankara Atatürk Lisesi Örneği)” geliştirilmiştir. Ankara Atatürk Lisesi, Liselere Geçiş Sınavı (LGS) sonuçlarına göre Türkiye’de ilk 100 lise arasında yer almaktadır. Öğretmenlerin eğitim düzeyi de ortalama tüketicinin çok üzerinde olup farkındalığının yüksek olduğu varsayımı ile hareket edilmiştir. Ankara Atatürk Lisesi öğretmenlerine hem fiziki alışverişte hem de e-ticarette ürün güvenliğine yönelik farkındalık düzeyini ölçmeye yönelik sorular yöneltilmiştir. Verilen cevapların analiz edilmesi sonrasında bilinç düzeyinin yüksek olduğu varsayılan öğretmenlerin ürün güvenliği algılarının platform güveni yerine geçtiği tespit edilmiştir. Diğer bir ifade ile platforma olan güven, öğretmenlerin ilave bir ürün güvenliği araştırmasının önüne geçmektedir. Bu da aslında e-ticaret platformlarına ürün güvenliğini sağlamak için ilave yükümlülükler getirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Nitekim AB’de çok büyük platformlara ürün güvenliğinin sağlanması için şeffaflık raporlarının hazırlanması, düzenli risk analizlerinin yapılması ve kamuoyu ile paylaşılması, uygun şikâyet alanlarının oluşturulması ve yapılan şikayetlerin ciddiye alınarak hızlı aksiyon alması gerektiği gibi ilave yükümlülüklerinin neden getirildiğini de bu çalışma doğrulamıştır. Bu çalışma, e-ticarette geleneksel yaklaşım ile ürün güvenliğini sağlamanın mümkün olmadığını özellikle platformların artık daha fazla sorumluluk alması gereken bir aşamaya geçilmesi gerektiğini de ortaya koymaktadır.
Diğer taraftan güvenli ürüne erişim temel bir insan hakkıdır. Özellikle hayat hakkı bağlamında değerlendirildiğinde güvensiz bir ürünün piyasaya arzı veya piyasada bulundurulması temel insan haklarına aykırılık teşkil edebilmektedir. Bu açıdan e-ticarette hem imalatçılar, ithalatçılar hem de satıcılar tarafından güvenli ürünün piyasaya arzında veya piyasada bulundurulmasında aracılık eden platformlara tüketici ve toplum sağlığı açısından temel bir insan hakkının korunması açısından bir sorumluluk yüklediği de ifade edilmelidir. Güvensiz ürünün piyasaya arz edilmemesi veya piyasada bulundurulmaması yönüyle devletin yükümlülüğü pozitif bir yükümlülük olup gereken tedbirlerin alınması şeklinde tezahür edecektir.
Bir başka açıdan üçüncü nesil insan hakkı olarak kabul gören dayanışma haklarında da sürdürülebilirlik, sağlıklı çevre yönleriyle ürün güvenliği ileriki süreçte üçüncü kategori haklar arasında da zikredilebilir. Zaten insan haklarının en temel özelliklerinden birisi tüm hakların birbiri ile bağlantılı olmasıdır. Bir ürünün üretiminde salınan karbon miktarı, kullanılan kimyasallar, tüketilen su miktarı, geri dönüşüm gibi konular sürdürülebilirlik ve çevre sağlığı açısından da önem arz eder. En çarpıcı gelişme ise ürün izlenebilirliğini de sağlayacak olan ve dijital ürün pasaportu ile yavaş yavaş daha belirgin hale gelmeye başlayacaktır. Tüm bu yönleriyle ürün güvenliğinin sağlanması, insan haklarının gerçekleştirilmesi açısından da büyük önem arz etmektedir.
Ortaya çıkan bu yeni riskler dikkate alındığında, Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ve Genel Ürün Güvenliği Tüzüğü (GPSR) gibi son dönemde yürürlüğe giren AB düzenlemeleri e-ticarette sorumlulukları nasıl yeniden şekillendirmektedir?
Yaklaşık 450 milyonluk nüfusu; 19,4 trilyon dolar Gayri Safi Yurt İçi Hasılası ve 40 bin dolar kişi başına düşen milli geliri ile AB, her ülkenin ve şirketin piyasaya girmeye çalıştığı bir bölgedir. Özellikle dijitalleşme ile sınır tanımayan hizmet yöntemi ile teknoloji şirketleri AB’ye kolaylıkla hizmet sunabilmektedir. E-ticaretin kolay, hızlı ve daha düşük maliyetli hizmet sunabilmesi nedeniyle kendileri de birer teknoloji şirketi olan küresel e-ticaret platformları da AB’yi hedefleyen bir pazarlama yöntemi tercih etmektedir. Yukarıda da bahsedildiği gibi milyonlarca satıcılı, milyonlarca küçük paketli ürünlerin AB’ye kolaylıkla girebilmesi nedeniyle geleneksel ürün güvenliği denetimi anlayışı işlevsiz kalmıştır.
Geleneksel ürün güvenliği denetiminde bir denetim ya re’sen ya da şikâyet üzerine başlatılmakta, ürünlerin test edilmesi sonrasında gerekli önlemler alınmaktadır. Ancak e-ticarette tacirin ve ürünün izlenebilirliğinin zorluğu karşısında, bekle-denetle-önlem al anlayışı sürdürülebilir durumda değildir. Bu süreç içerisinde güvensiz ürünler e-ticaret kanalıyla piyasaya arz edilmeye ve piyasada bulundurulmaya devam edilmektedir. İşte bu risk karşısında AB, yaklaşım değişikliğine geçmiş artık bekle-denetle-önlem al anlayışı ile değil piyasa aktörlerinin kendilerinin de ürün güvenliğinin bir parçası olarak önleyici sorumluluğu olan pro-aktif yaklaşım benimsenmiştir.
Özellikle pandemi sonrasında e-ticaretin hızla artması nedeniyle 2023 yılında Avrupa Birliği Genel Ürün Güvenliği Direktifini ilga edilerek tüm üye ülkelerde doğrudan uygulanan Genel Ürün Güvenliği Tüzüğünü (GPSR) kabul edilmiştir. Bu Tüzük, tüm iktisadi işletmelere pro-aktif yaklaşım çerçevesinde ilave yükümlülükler getirmenin yanında e-ticarete özel hükümler de içermektedir.
Bu düzenleme ile e-ticaret satıcılarının iktisadi işletmeci rolü yanında ürün ilanlarının doğru girilmesi yükümlülüğü getirilmiştir. E-ticaret platformlarına da ürün güvenliğine yönelik bilgilerin satıcılar tarafından e-ticaret platformlarında sunulabilmesi için uygun alanlar açılması, ürün güvenliği temas noktasının kurulması, tüketicilerin ulaşabileceği şikâyet biriminin oluşturulması, ürüne ait bilgi, işaret ve görsellerin sunulması zorunluluğu getirilmiştir. Bu Tüzük, ciddi bir paradigma değişikliği anlamına gelmektedir. İmalatçı, ithalatçı ve platformların birbiri ile konuşması ve güvensiz ürünün herhangi bir piyasa gözetimi ve denetimi olmaksızın tespit edilmesi ve piyasadan toplanması anlamına gelmektedir.
Tüm bunların yanında e-ticaret platformlarına yönelik ciddi yükümlülükler getiren Dijital Hizmet Kanunu (DSA) da 2024 yılında yürürlüğe girmiştir. Benzer yaklaşım değişikliğini bu düzenlemede de görmekteyiz. Yine bu düzenlemede, ürün güvenliği de hukuka aykırı içerik olarak kabul edilmekte ve e-ticaret platformlarına bununla mücadelede ilave yükümlülükler getirilmektedir.
Güvensiz ürünle mücadele için e-ticaret platformlarına satıcı ve ürün izlenebilirliği, şikayet mekanizması kurulması, yapılan şikayetlerin hızlıca değerlendirmeye alınarak güvensiz ürünlerin hızlıca satıştan kaldırılması, buna ilişkin uygun duyurunun yapılması, tüketicilere güvensiz ürünlere ilişkin yapılan işlemlere ilişkin bilgilendirme yapılması, düzenli aralıklarla şeffaflık raporlarının hazırlanması ve bunun kamuoyu ile paylaşılması, herhangi bir kamu kurumunun talebine bağlı kalmadan platform üzerinden yapılan satışlara yönelik risk analizi yapılarak buna yönelik tedbirlerin alınması gibi ciddi yükümlülükler getirilmiştir. Buradaki temel amaç e-ticaret üzerinden piyasaya arz edilen veya piyasada bulundurulan milyonlarca güvensiz ürün ile kamu kurumları beklenmeden piyasa aktörlerinin kendi içerisinde konuşarak mücadele edilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısı ile e-ticaret platformlarına adeta piyasa gözetimi ve denetimi rolü yüklenmektedir. Bu yaklaşımı anlamak mümkündür. Çünkü platformlar, piyasaya girişte adeta birer kapı olmakta ve bu kapının anahtarını da ellerinde bulundurmaktadır. Bu nedenle bu kapıyı kullananları en iyi tanıyan da yine kendileridir. Aracı platformların evrensel olarak sorumsuz olduğu prensibinin burada esnetildiğini görmekteyiz. Diğer bir ifade ile platform yine içerikten sorumlu değildir ancak içeriğin orada olmaması, orada bulunmaması için mümkün mertebe çaba sarf etmesi yükümlülüğü, dolayısı ile bu yükümlülüklere aykırılık yaptırıma bağlanmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz araştırmanın sonucu da özellikle çok büyük e-ticaret platformları için güven unsurunun platforma kaydığı, dolayısı ile platformların da bu “güvene layık” olabilmek için ilave yükümlülükler altına sokulduğu da söylenebilir.
DSA bu yükümlülüklere aykırılık nedeniyle oluşacak olan zararlara karşı e-ticaret platformların tazminat yükümlülüğü olduğunu da düzenlemektedir. Ancak belirtmek gerekir ki bu sorumluluk bir ürün sorumluluğu değildir. Üründen kaynaklanan bir zarar değil, yükümlülüğün yerine getirilmemesinden kaynaklanan bir sorumluluktur. Ancak AB 2028 Gümrük Reformu ile e-ticaret platformlarına ithalatçı rolü de verileceğinden ileride ürün sorumluluğu da gündeme gelebilecektir.
Bu düzenleyici çerçeve doğrultusunda, ürün sayfalarında yer alan bilgilerin daha açık ve kapsamlı olması tüketicilerin daha güvenli tercihler yapmasına nasıl katkı sağlayabilir?
Bilinçli tüketicilerin ürün güvenliğine yönelik araştırma yapma ihtiyacı olabileceği gibi ürün güvenliğine yönelik bilgilerin ilan sayfasında yer alması, bir farkındalık da sağlamaktadır. Geleneksel ticarette ürün güvenliğine yönelik uyarı ve işaretler, ürün veya paket üzerine iliştirilmektedir. Bu durum hem tüketicilerin hem de piyasa gözetimi ve denetimi kuruluşlarının kontrol ve denetimini kolaylaştırmaktadır. Gerçekten de bir tüketici, uyarı ve işaret farkındalığı olması halinde gerekli tedbirleri alarak güvensiz ürünlerin risklerini en aza indirebilir. Ancak konu e-ticarete geldiğinde tüketici bu uyarı ve işaretleri görememe, inceleyeme riski ile karşı karşıyadır. Bu nedenle ürünün güvenliğine ilişkin uyarı ve işaretler hiç olmadığı kadar önem arz etmektedir. Bu bilgilere ulaşamayan tüketiciler araştırmalarını ürün yorumları veya şikâyet platformları üzerinden yapmaya çalışmaktadır.
Bu durum da kendi içerisinde riskler barındırmaktadır. Çünkü ürün güvenliği kavramının ayıplı mal ile karıştırılması ihtimali de bulunmaktadır. Evet her güvensiz ürün ayıplı ürün olabilir ama her ayıplı ürün güvensiz olmayabilir. Bu nedenle ürün güvenliğine ilişkin uyarı ve işaretlerin ürün güvenliğine yönelik farkındalık oluşturma gibi bir fonksiyonu da vardır. Ayıplı bir ürün insan sağlığına zarar vermeyebilir ancak güvensiz ürün insan ve toplum sağlığı açısından ciddi risk taşır. Bu nedenle ürün güvenliğine yönelik uyarı ve işaretlerin e-ticarette görünür olması gerekmektedir. Tüketici adeta fizikî bir üründe ulaşabildiği tüm uyarı ve işaretlere e-ticarette de erişebilmelidir.
Konu e-ticaret olunca, e-ticaret aktörlerinin rollerine göre ürün güvenliğini sağlamada yükümlülükler farklılaşabilir. Satıcı ürüne ilişkin güvenlik bilgilerini sunmalı ancak e-ticaret platformları da bu bilgilerin girilebilmesi için ara yüzünde gerekli tasarımı yapmalıdır. Hatta ürün güvenliğine ilişkin bilgilerin girilebilmesi için satıcılara yardımcı dahi olması gerekir. Nitekim yukarıda bahsedilen araştırma sonuçları da e-ticaret platformlarının bu konuda satıcılara yardımcı olması gerektiğini de ortaya koymaktadır.
Tüketiciler uyarı ve işaretlerin görünür olması halinde binlerce satıcının piyasaya arz ettiği veya piyasada bulundurduğu milyonlarca ürünün mevzuatına uygun ve/veya güvenli olup olmadığını ancak bu şekilde öğrenebilir ve tercihlerini bu şekilde yönetebilir. Bu durum şikâyet kanallarının daha sağlıklı kullanılmasına ve etkin denetim yoluyla diğer tüketicilerin de korunmasına imkân sağlar. Her ne kadar piyasa gözetimi ve denetimi resmî kurumlar aracılığı ile yürütülse de e-ticarette en önemli denetmenin tüketici olduğu unutulmamalıdır.
Ürün güvenliği alanında kamu ve özel sektör arasındaki etkileşimi hem bir akademisyen hem de bir tüketici olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Geleneksel ticaret ile e-ticaret çok farklı dinamiklere sahiptir. Bir taraftan görev tanımı mevzuat ile sıkı kurallarla bağlanmış ve kamu gücünü kullanan otorite(ler) ile serbest piyasa koşulları ve rekabet ortamı içerisinde kârını maksimize etmeye çalışan özel sektör, güvenli ürünün piyasaya arz edilmesi veya piyasada bulundurulması konusunda ortak bir noktada bir araya gelmektedir.
Piyasa gözetimi ve denetimi otoritelerinin, geleneksel denetim anlayışı ile milyonlarca ürünün denetimini yapmaları mümkün değildir. Geleneksel denetim yaklaşımında şikâyet veya daha önceki denetimlerin de vermiş olduğu tecrübe ile riskli ürünlere yönelik hedefli re’sen fiziki denetimde güvensiz ürünün piyasada dolaşımı sınırlı olabilmektedir. Dolayısı ile sınırlı insan kaynağı ve kısıtlı bütçe ile fiziksel piyasalarda etkili denetimler yapılması mümkündür. Çünkü tedarik zincirinin ve ürünün tespiti ile izlenebilirliği sayesinde sonuçlar daha etkin olabilmektedir. Ancak konu e-ticaret olunca bu yaklaşım, geçerliliğini yitirmektedir.
Binlerce satıcının, milyonlarca ürünün olduğu e-ticarette, bir ürünün denetimi adeta iğne ile kuyu kazmaya benzemektedir. Sınırlı insan kaynağı ve bütçe ile milyonlarca ürünü takip etmek mümkün değildir. Dolayısı ile denetim kuruluşları teknolojinin imkanlarından istifade ederek web tarama araçlarını kullanmalıdır. Ancak bu durum dahi gerçek bir denetime imkân sağlamayacaktır. E-ticarette gerçek bir ürün güvenliği denetimi yapmak için e-ticaret aktörleri ile iş birliğine gidilmesi gerekmektedir. Çünkü e-ticarette satıcıyı en iyi tanıyan e-ticaret platformunun kendisidir. Dolayısı ile piyasa gözetimi ve denetimi kuruluşları e-ticarette ürün güvenliği ve piyasa gözetimi için anlayış değişikliğine gitmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan e-ticaret, kendine has dinamiklere sahiptir. Geleneksel bakış açısı ile e-ticareti okumak hatalı sonuçlar verebilir. Bu nedenle müşterisini en iyi tanıyan e-ticaret platformları güvenli ürünün piyasada bulundurulmasında aktif rol alarak piyasa gözetimi ve denetimi kuruluşlarına yardımcı olmak zorundadır. Burada temel anlayış, birbirini dışlayıcı değil insan ve toplum sağlığı konusunda birbirini tamamlayan, birbiri ile konuşan mekanizmaların kurulmasını sağlamaktadır. İnsan ve toplum sağlığını korumak, belirli bir kesimin sorumluluğunda olacak bir konu değildir. Burada tüm aktörlerin sorumluluğu bulunmaktadır. Bu nedenle e-ticaret açısından tüm aktörler ve kamu kurumları birbiri ile konuşmalıdır.
Diğer taraftan güvensiz ürün marka bilinirliğine zarar verebilecek bir etkiye sahiptir. Bir markanın bir yorumda güvensiz ürüne aracılık ettiği en çok e-ticaret platformun kendisine zarar verecektir. Dolayısı ile marka değeri olan e-ticaret platformları -ki bu çoğunlukla büyük platformlardan oluşmaktadır- kendi iç denetim mekanizmalarını ve risk parametrelerini oluşturmak zorundadır. Bu durum da herhangi bir kamu otoritesinin müdahalesi olmaksızın güvensiz ürünün piyasada bulundurulmasının önüne geçecektir.
Tüketici perspektifinden bakıldığında ise kalitesizlik ile güvensiz ürün ayrımı konusunda farkındalık düzeyinin düşüklüğü en büyük handikaplardan biridir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi güvensiz ürün ayıplı mal olabilir ama her ayıplı mal güvensiz ürün olmayabilir. Bu durum tüketicilerin güvensiz ürünle karşılaşması halinde bunu doğru kanallara bildirmesinin önüne geçebilir. Bu durumda da tüketicilere uygun şikâyet mekanizmalarının sunulması, bu kanallardan gelen şikayetlerin e-ticaret platformları tarafından kategorize edilip ürünün güvenliğine yönelik olanlara karşı hızlı bir aksiyon alarak yetkili kurumlara gecikmeksizin bildirerek gerekli tedbirin alınması sağlanmalıdır. Aslında yukarıda bahsettiğimiz araştırmanın sonucu da bunu gerektirmektedir. Zira platforma olan güven e-ticaret platformlarından bu yönde bir girişimde bulunmasını da gerektirmektedir. Yine e-ticaret platformları tarafından resmi kanallar yoluyla veya kendisinin tespit ettiği güvensiz ürünlerin ilanlarının engellenerek bir uyarı ilanının yayımlanması tüketicileri korumak açısından yerinde bir önlem olacaktır.
Ticaret Bakanlığı’nda eski E-Ticaret Dairesi Başkanı, akademisyen hukukçu ve aynı zamanda devam eden proje kapsamında Kıdemli Hukuk Uzmanı olarak üç farklı perspektife sahipsiniz. Bu çerçevede e-ticaretin gelişen yapısını ve özellikle ürün güvenliği boyutunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tüm bu rollerin birleşimi bana e-ticarette ürün güvenliğine geniş bir perspektiften bakma şansı verdi. Çünkü e-ticaret Dairesi Başkanlığını yürüttüğüm zamanda e-ticaretin gelişimini sağlayarak KOBİ’lerin büyümeleri önündeki özellikle kurumsallaşma, pazarlama, markalaşma gibi engellere çözüm üretmek, veri odaklı e-ticaret politikalarını oluşturmak, Dünya ve AB’deki gelişmeleri takip etmek iken ürün güvenliğine yönelik çalışmalar daha çok gönüllülük üzerinden yürütülmüştür. Bu nedenle Elektronik Ticarette Güven Damgası Projesi ile e-ticaret platformları ürün güvenliğine yönelik şikâyet, içerik tedbiri, ürün bilgisi gibi konuların ilanda sunulması gönüllülük esasına dayalı olarak yürütülmüştür. Bu yükümlülükleri taahhüt eden e-ticaret platformları güven damgası alabilmektedir.
Ancak özellikle pandemi sonrası artan e-ticaret hacmi, güvensiz ürünlerin e-ticaret yoluyla piyasaya arz edilmesi veya piyasada bulundurulması riskini de beraberinde getirmiştir. Bir tarafta e-ticaretin sunduğu fırsatlar, bir tarafta insan ve toplum sağlığı korumak arasında dengeli bir yaklaşım sergilemek gerekir. Ancak ürün güvenliği e-ticaret platformlarının keyfi uygulamalarına da yol açabilir. Dolayısı ile keyfi uygulamalara yol açmadan tüketicilerin güvenli ürüne erişebildiği ancak rekabet ortamının da zarar görmediği hassas ve dengeli politikalar geliştirilmesi gerekir. Nitekim bu gerekler GPSR ve DSA’da da göz önünde bulundurularak platform yükümlülükleri belirlenmiştir.
Hukuki açıdan değerlendirildiğinde özellikle ileride yürürlüğe girecek olan AB 2028 Gümrük Reformu ile artık e-ticaret platformlarına ürün sorumluluğunun da getirileceği anlaşılmaktadır. Dolayısı ile insan hakları perspektifi yanında tazminat hukuku yönü ile e-ticareti değerlendirmek gerekecektir.
İleriye dönük olarak, e-ticarette ürün güvenliğinin geleceğine ilişkin eklemek istediğiniz başka bir husus var mı?
Gerek globalde gerekse Türkiye’de e-ticaretin yükselişinin devam edeceği öngörülmektedir. Dijitale yatkın nüfusu, mobil cihaz kullanım oranı ve 5G ile gelen hızlı internet, Türkiye için bu öngörüyü desteklemektedir. Diğer taraftan e-ticaret ile küçük paket teslimatı da geleneksel denetim mekanizmalarını işlevsiz kılmaktadır. Özellikle AB cephesinden bakıldığında 2028 Gümrük Reformu ile e-ticaret platformlarının ithalatçı sayılması e-ticaret platformlarını salt aracı pozisyonundan iktisadi işletmeci pozisyonuna taşıyacaktır. Bu da e-ticaret platformlarını arayüz tasarımı, iç denetim ve risk analizi yapmanın ötesinde ürünün kendisinden de sorumlu kılacaktır. Bu durum DSA’nın tazminat sorumluluğunun ötesinde doğrudan ürün sorumluluğuna götüren bir yaklaşımın benimsendiğini göstermektedir. Dolayısı ile e-ticaret platformlarının bu gelişmelere hazırlıklı olmasında fayda bulunmaktadır.
Diğer taraftan dijitalleşmenin de etkisi ile ürün izlenebilirliğini sağlamak için dijital ürün pasaportu (DPP) çalışmaları ve AB nezdinde yürütülmektedir. Buna yönelik olarak Birleşmiş Milletler standartları belirlemiş durumdadır. Türkiye’de de bu konunun yakın gelecekte en çok konuşulacak konu olacağı düşünülmektedir. DPP ürün izlenebilirliğinin sağlayarak ürün güvenliği denetimleri için de önemli bir fırsat sunacaktır. Tüketici DPP ile birlikte ürünün üretilmesi yanında yaşam döngüsü içerisindeki tüm bileşen ve etkileri öğrenebilecek ve ürün güvenliğine yönelik araştırmalarını daha kolay yapabilecektir.
Sonuç olarak, özelde e-ticarette ürün güvenliği, genelde ise ürün güvenliği önümüzdeki dönemde tüketiciler, e-ticaret platformları, iktisadi işletmeciler, politika yapıcılar, hukukçular ve mevzuat hazırlayıcılar açısından çok tartışılacak bir konu olmaya devam edecektir.
Hukuk, Veri ve Teknoloji Ekseninde Güvenli Dijital Pazarlar
Av. Dr. Mehmet Mücahit Arvas’ın değerlendirmeleri, e-ticarette ürün güvenliğinin yalnızca mevzuat uyumu değil; aynı zamanda platform sorumluluğu, tüketici farkındalığı, insan hakları, veri kullanımı ve teknolojik denetim kapasitesiyle birlikte ele alınması gereken bir dönüşüm alanı olduğunu ortaya koyuyor. AB’de GPSR ve DSA ile güçlenen yeni yaklaşım, platformların yalnızca aracı değil; riskleri önceden tespit eden, şikâyetleri hızla işleyen ve güvensiz ürünlere karşı proaktif önlem alan aktörler olarak konumlanmasına işaret ediyor.
E-Ticarette Ürün Güvenliği için Teknik Destek Projesi de Türkiye’nin bu yeni hukuki ve kurumsal çerçeveye uyumunu destekleyen önemli bir zemin sunuyor. Karşılaştırmalı mevzuat çalışmaları, taslak düzenleme hazırlıkları, veri odaklı denetim yaklaşımı ve dijital kapasitenin güçlendirilmesi; güvenli ürün, güvenli platform ve güvenli dijital ekosistem hedeflerinin birlikte ele alınmasına katkı sağlıyor. Bu yönüyle proje, yalnızca teknik bir destek çalışması değil; e-ticarette ürün güvenliği alanında hukuk, teknoloji ve kamu yararını buluşturan stratejik bir dönüşüm adımı olarak değerlendirilebilir.